Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Kullanıcı adınızı, şifrenizi ve aktif kalma süresini giriniz

Paylas-TR | Program - Film - Oyun - Download - Teklink - İndir

Mayıs 20, 2012, 05:13:52 ÖÖ

Gönderen Konu: Fuzuli Hakkında  (Okunma sayısı 244 defa)

Halil

  • Hero Member
  • *****
  • İleti: 1899
    • Profili Görüntüle

Fuzuli Hakkında
« : Şubat 19, 2011, 07:13:55 ÖÖ »


Fuzuli (1480-1556) Türk Divan şairi. Temelini bireysel duygu ve sevgide bulan bir şiir anlayışını geliştirmiştir. Gerçek adı Mehmed b. Süleyman'dır.
Divan İslam devletlerinde idari mali askeri meselelerin ve her türlü davaların görüşülüp gerekli hükümlerin verildiği toplantı ve toplanılan yer. Kelimenin tarih içinde ortaya çıkışı hazret-i Ömer zamanına kadar uzanır. Hazret-i Ömer zamanında Medine&񗝉de hükumet dairesi teşkil edilerek maaş ve vazife defterleri tutulmuştur. İsimlerin yazıldığı deftere toplanmış olmasından dolayı divan adı verilmiştir.

Emevi Devletinde belli başlı dört divan vardı. İdari işler bu divanlar vasıtasıyla
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Kerbela'da doğdu doğum yılı kesinlikle bilinmiyorsa da kimi kaynaklara göre
Kerbela Irak&񗝉ın büyük şehirlerinden biri. Hazret-i Hüseyin&񗝉in şehit edildiği ve türbesinin bulunduğu yer. Bağdat&񗝉ın 100 km güneybatısında
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1480 dolaylarındadır.
1480 yılı olayları ölümler doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
1556'da Kerbelâ'da öldü. Yaşamı özellikle gençlik dönemi ve öğrenimi konusunda yeterli bilgi yoktur. Şiirde "Fuzûlî" adını kendi şiirlerinin başkalarınınkilerle başkalarının şiirlerinin de kendisininkilerle karşılaştırılması için aldığını böyle bir takma adı kimsenin beğenmeyeceğini düşündüğünden kullandığını
1556 yılı olayları ölümler doğumlar ve diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Farsça Divan'ının girişinde açıklar. Ama "işe yaramayan" "gereksiz" gibi anlamlara gelen "fuzûlî" sözcüğünün başka bir anlamı da "erdem"dir. Onun bu iki kaşıt anlamdan yararlanmak amacını güttüğünü ileri sürenler de vardır.

Fuzûlî'nin yaşamı konusunda bilgi veren kaynaklar birbirini tutmamakta genellikle söylenceyle gerçeği ayırma olanağı bulunmamaktadır. Onunla ilgili güvenilir bilgiler yapıtlarının incelenmesinden kimi şiirlerinin açıklanışından kaynaklanmaktadır. Bunlardan anlaşıldığına göre Fuzûlî iyi bir öğrenim görmüş özellikle
Kökü itibarıyla dünyanın en eski dilleri arasında yer alan Farsça milattan yediyüz yıl öncesine ait açık tarihi ve bin yıllık yazılı eserleriyle İran&񗝉ın köklü ve sağlam kültürünü komşu ülkelere kadar tanıtmıştır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
İslam bilimleri
İslam Allah'ın insanlara Hz. Muhammed (sav) aracılığı ile gönderdiği son ilahi dindir. Arapçada seleme (Allah'a tamamen bağlanmak) kökünden gelen İslam sözcüğünün Türkçe anlamı "Allah'a ve onun buyruklarına kayıtsız şartsız inanan" demektir. Bu kelime aynı zamanda Hz. Muhammed aracılığıyla ilkeleri bildirilen ve Müslüman adı verilen (Arapça İslamlığı kabul eden anlamına müslim'den) 600 milyon insanı bünyesinde toplamış büyük bir dinin de adıdır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
tasavvuf
Öncelikle Tanrı&񗝉nın niteliğini ve evrenin oluşumunu vahdeti vücut yani varlığın birliği görüşüyle açıklayan felsefe görüşü; daha özel olarak da İslam dünyasında VII yüzyılda ortaya çıkan ve IX. yüzyılda Eski Yunan Yahudi Hint ve eski İran düşüncelerinin etkisiyle sistemleşen gizemci dini ve felsefi öğreti.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
İran edebiyatı konularında çalışmalar yapmıştır. Şiirlerinde görülen kavramlardan simya gökbilim konularıyla ilgilendiği İslam ülkelerinde pek yaygın olan ve gelecekteki olayları bildirmeyi amaçlayan "gizli bilimler"le ilişkili bulunduğu anlaşılmaktadır. İslam bilimleri içinde hadis fıkıh tefsir ve kelam üzerinde durduğu gene yapıtlarında yer alan kavramların incelenmesinden ortaya çıkmaktadır. Türkçe Arapça Farsça divanlarında bulunan şiirleri bu üç dili de çok iyi kullandığını onların bütün inceliklerini kavradığını göstermektedir. Yapıtları incelendiğinde İran şairlerinden Hâfız Türk şairlerinden de Nesîmî Nevâî ve Necati'yi izlediği onların şiir anlayışını duygu ve düşüncelerini benimsediği görülür.

İnanç bakımından Fuzûlî
İslâmlığı kabul ettikten sonra yüzyıllar boyunca edebiyatımıza büyük etkileri olmuş olan ve Divan edebiyatımızın ...
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Şii mezhebine bağlıdır. On iki İmam'a karşı derin bir sevgisi vardır. Bütün yaşamını Kebelâ'da Şiiler'ce kutsal sayılan topraklar üzerinde geçirmesi aşağı yukarı bütün şiirlerinde tasavvuftan kaynaklanan bir sevgiyi bir üzüntüyü işlemesi

...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Kerbela olayıyla ilgili ağıtları Şeriat'ın katılığına karşı çıkışı bu nedenlerdir. Ancak
Kerbela Savaşı veya Kerbela Olayı 10 Ekim 680 (10 Muharrem 61) tarihinde bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbela şehrinde İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in torunu Hüseyin bin Ali'ye bağlı küçük bir birlik ile Emevi Halifesi I. Yezid'e bağlı ordu arasında cereyan etmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hz. Ali'ye bağlılığı Ali'nin tanrısal bir varlık olduğu görüşünü savunan ve İslam ülkelerinde Galiye (aşırılık) diye nitelenen inançla ilgili değildir. Ona göre Ali erdemli gönül bilgisiyle dolu olgun yetkin bir kişidir ve
Ali bin Ebu Talib (Arapça: Farsça: Türkçe'de Hz. Ali olarak da anılır) &񗜾 (599 &񗝃 661) Şii inancına göre ilk halife ve oniki imamın ilkidir. Sünni inanışına göre ise dördüncü halife (Hulefa-i Raşidin'den) ve cennetle müjdelenen on sahabeden (Aşere-i Mübeşşere) biridir. Hz. Muhammed'in (sav) hem damadı hem
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hz. Peygamber'den sonra imam (halife) olması gereken kimsedir. Bu görüşü benimsemeye İslam ülkelerinde mufaddıla (erdeme bağlı olma) denir. Fuzûlî de bu erdemden yana olanlar arasındadır. Ona göre Ali erdem bakımından bütün halifelerden ve Peygamber'in yakınlarından (sahabe) üstündür. Bu konudaki inancını Hadîkatü's-Süedâ ("Mutluların Bahçesi") adlı yapıtında bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Türkçe ve Farsça divanlarında Ali ve onun soyundan gelen imamlara bağlılığını konu edinen birçok şiir vardır. Bir aralık Bağdat'ı ele geçiren İsmail Safevi'ye yazdığı övgünün kaynağı da bu sevgidir. Fuzûlî'nin geçimini Kerbelâ Necef ve Bağdat'ta bulunan On İki İmam'la ilgili vakıfların gelirlerinden sağladığı
Hz. Muhammed Mekke&񗝉nin soylu Haşimoğulları ailesinden gelir. 571 yılında Mekke&񗝉de doğmuştur. Annesinin adı Amine babasının adı Abdullah&񗝉 tır. Hz. Muhammed daha doğmadan babası öldü. Yetiştirilmesini dedesi Abdülmuttalip üzerine aldı ve torununa o zamana kadar kimseye verilmemiş olan Muhammed adını verdi.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Farsça Divan'ındaki "Dürr-i sadef-i sıdk cenâb-ı mütevelli" (Doğruluk sedefinin incisi yüce görevli) dizesiyle başlayan şiirden anlaşılmaktadır. Fuzûlî yaşadığı dönemin geleneğine uyarak Bağdat'ı ele geçiren Osmanlı padişahı Kanuni Süleyman'a ve Rüstem Paşa Mehmed Paşa İbrahim Bey Cafer Bey gibi devlet büyüklerine övgüler yazmıştır.

Fuzûlî'nin bütün yaratıcı gücü yaşam ve evren anlayışını insanla ilgili düşüncelerini sergilediği şiirlerinde görülür. Ona göre şiirin özünü sevgi temelini bilim oluşturur. "Bilimsiz şiir temelsiz duvar gibidir temelsiz duvar da değersizdir" anlayışından yola çıkarak sevgiyi evrenin özünü kuran bir öğe diye anlar bu nedenle "evrende ne varsa sevgidir sevgi dışında kalan bilim bir dedikodudur" yargısına varır. Sevginin yanında şiirin örgüsünü bütünlüğe kavuşturan ikinci öğe üzüntüdür sevgiliye kavuşma özleminden ondan ayrı kalıştan kaynaklanan üzüntü. Üzüntünün ayrılık acısının kavuşma özleminin odaklaştığı başlıca yapıtı Leylâ ile Mecnun'dur. Burada seven insan bütün varlığıyla kendini sevdiği kimseye adamıştır ancak sevilen kimsede yoğunlaşan sevgi tanrısal varlığı erek edinmiş derin bir özlem niteliğindedir. Sevilen insan bir araç onun varlığında görünüş alanına çıkan Tanrı tek erektir. Fuzûlî bu konuda Yeni-Platonculuk'tan beslenen tasavvufun insan-tanrı anlayışına bağlı kalarak varlık birliği görüşünü işlemiştir. Ona göre gerçek varlık Tanrı'dır bütün nesneler ve onları kuşatan evren Tanrı'nın bir görünüş alanıdır. Bu nedenle yaratılış tanrısal varlığın görünüş alanına çıkışı bir ışık (nûr) olan "Tanrı özü'nden dışa taşmasıdır (sudûr); "Zihî zâtın nihân u ol nihandan mâsivâ peydâ" (Senin özün gizlidir bu görünen evren o gizli özünden ver olmuştur).

Fuzûlî'nin anlayışına göre insan "seven bir varlık"tır bu sevgi Tanrı ile insan arasındaki bağın özünü oluşturur ayrı insanın Tanrı'ya yaklaşmasını sağlar. Bu nedenle de yalnız insan sevebilir. Varlık türlerinin en yetkini en olgunu olan insan Tanrı'nın gören gözü konuşan dili duyan kulağıdır. İnsanda Tanrı istenci dışında bir eylemi gerçekleştirme olanağı yoktur. İnsan biri gövde öteki ruh olmak üzere iki ayrı özden kurulu bir varlıktır. Gövdenin toprak yel (hava) od (ateş) ve su gibi dört oluşturucu öğesi vardır. Ruh ise tanrısaldır gövdede gene Tanrı buyruğuyla bir süre kaldıktan sonra kaynağına tanrısal evrene dönecektir bu nedenle ölümsüzdür. İnsanın yeryüzünde yaşadığı sürece ruhunun kutsallığına yaraşır biçimde davranması doğruluk iyilik erdem güzellik gibi değerlerden ayrılmaması özünü bilgiyle süslemesi gerekir. Fuzûlî "maarif" adını verdiği gönül bilgisini kişinin özünü ışıklandırması için bir kaynak diye yorumlar "ey güzel zâtın maârif birle tezyîn edegör" dizesiyle bu konudaki görüşünü açıklar. Onun ahlakla ilgili görüşlerinin temelini kuran doğruluk iyilik ve erdem gibi üç öğedir. Bu üç öğenin karşıtı baskı (zulm) ikiyüzlülük (riyâ) ve bilgisizliktir (cehl). "Selâm verdim rüşvet değildir deyu almadılar" diye başlayan Şikayet-nâme'sinde çağının yolsuzluklarını ahlaka İslam dininin özüne aykırı davranışları sergilenirken Türkçe Divan'ında da "zalimin zulm ile akçe toplayıp yardım edermiş gibi başkalarına dağıttığını oysa cennete rüşvetle girilmeyeceği" anlamındaki dizelere geniş yer verir. Ona göre bu yeryüzü bir alışveriş yeridir herkes elindekini ortaya döker. Bilgiyi seven erdem ve beceriyi dünyayı seven de altını gümüşü sergiler:

Dehr bir bâzârdır her kim metâın arz eder

Ehl-i dünya sîm ü zer ehl-i hüner fazl u kemal

Fuzûlî inanç konusunda da erdemin doğruluğun Kuran'ın özüne bağlı kalmanın gereğini savunur. Ona göre oruç namaz zekât gibi görevler gösteriş için değil kişinin özünü kötülükten arındırmak olgunlaştırmak içindir. Oysa içinde yaşanan çağın insanı İslam dininin temel ilkelerini bir çıkar aracı olarak kullanmakta gerçeğinden uzaklaştırmaktadır. Bu nedenle İslam'ın özünden ayrılmak istemeyen bir kimsenin uygulaması gereken yöntem "namaz ehline uyma onlar ile durma oturma" biçiminde özetlenebilir.

Fuzûlî'nin dili Azeri söyleyişidir özellikle Nevâî ve Nesîmî'yi anımsatan bir nitelik taşır. Şiirde uyumu sağlayan öğe genellikle sözcükler arasında ses benzerliğinden kaynaklanır. Aruz ölçüsüne uymayan Türkçe sözcüklerde görülen uzatma ve kısaltmalar Arapça ve Farsça sözcüklerle uyum içine girer. Dilde biri ses uyumu öteki anlam olmak üzere iki temel öğe dizeler arasında ses uyumuna dayanan bağlantıdır. Farsça'nın şiire daha yatkın bir dil olduğunu Türkçe şiir söylemenin güçlüğünü ileri sürmesine karşılık Türkçe şiirlerinde daha çok başarılı olmuştur. Hadikatü's-Süedâ adlı yapıtında şiir söylemeye pek elverişle olmayan Türkçe'yi başarıyla kullanacağını bu dili güçlü elverişli bir şiir durumuna getireceğini ileri süren Fuzûlî'de halk dilinde geçen sözcükler deyimler atasözleri önemli bir yer tutar. Kimi şiirlerinde Kuran ve Hadisler'den alıntılarla dizenin anlamı güçlendirilir.

Divan şiirinin bütün ölçülerini biçimlerini kullanan Fuzûlî'nin yaratıcı gücü düşünce derinliği söyleyiş akıcılığı daha çok gazellerinde görülür. Kerbelâ olayıyla ilgili şiirlerinde üzüntüyü çok geniş boyutlar içinde ele alarak şiirinin bütününe yayar inanan seven insanı bir "acı çeken varlık" olarak gösterir. Bu tür şiirlerinde sevgi ve aşk birbirini bütünleyen iki öğe niteliğine bürünür. Leylâ ile Mecnun adlı yapıtında işlenen derin özlem ayrılıktan duyulan acı ağıt özelliği taşıyan şiirlerinde ölüm karşısında duyulan derin sarsıntıya dönüşür.

Şiir Fuzûlî için düşünceleri duyguları ortaya koymaya insanı anlatmaya kimi sorunları sergilemeye yarayan bir yaratıdır. Şiir yalnız şiir olsun diye söylenmez bir varlık görüşünü dile getirmeyi amaçlar. Şiiri oluşturan özlü ve anlamlı sözdür söz ile kişi kendini ortaya koyar. Öte yandan söz bir yaratma öğesidir: "Bû ne sırdır kim eder her lahza yoktan vâr söz". Söz onu söyleyenle bağlantılıdır onun bulunduğu bilgi ve duygu aşamasını değer basamağını gösterir.

Artıran söz kadrini sıdk ile kadrin artırır
Kim ne mikdâr olsa ehlin eyler ol mikdâr söz

Dizelerinde sergilenen düşünceye göre sözün değerini artıran kendi değerini artırır kişinin kendi neyse söylediği sözle açığa vurduğu da odur. Söz kişinin aynasıdır.

Fuzûlî kendinden sonra gelen Türk Divan şairleri arasında Bâkî Ruhî Nâilâ Neşâti Nedim ve Şeyh Galib gibi sevgiyi şiirlerinin odağı durumuna getiren şairleri etkilemiştir. Öte yandan kimi Alevi ozanlarca da bir "inanç ulusu" olarak benimsenmiş saygı görmüştür.